29 Ocak 2015 Perşembe
21 Ocak 2015 Çarşamba
20 Ocak 2015 Salı
19 Ocak 2015 Pazartesi
İSTANBUL KALKINMA AJANSI HİBE BAŞVURULARINA DAİR!!!!!
Sayın İlgili,
İstanbul Kalkınma Ajansı, 2015 yılı mali destek programları
kapsamında 23.12.2014 tarihi itibariyle 8 mali destek programı için teklif
çağrısı ilanı yayınlamıştır. Bu kapsamda, söz konusu programlara başvuracak
potansiyel başvuru sahiplerinin program öncelikleri ve başvuru süreci ile
ilgili olarak bilgilendirilmeleri ve istenilen format ve kalitede proje
hazırlamalarının sağlanması amacıyla İstanbul’un çeşitli bölgelerinde ve
Ajansımızda bilgilendirme toplantıları yapılacaktır.
Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil
toplum kuruluşları, kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve işletmelerin
faydalanabileceği söz konusu programlar hakkında gerekli bilgilendirmeler
yapılarak potansiyel başvuru sahiplerinin soruları cevaplandırılacaktır.
Bu toplantılar iki farklı yöntem çerçevesinde aşağıda
belirtilen şekilde düzenlenecektir:
1. Genel
Bilgilendirme Toplantıları:
İlan edilen 8 programın toplu bir şekilde ele alınacağı, tüm
programları ilgilendiren genel bilgilerin verileceği bu toplantılara ilişkin
gündem, yer ve zaman bilgisi aşağıda yer almaktadır. Katılım için randevu
alınması gerekmemektedir.

Program Özelinde Düzenlenecek Bilgilendirme Toplantıları:
Belli bir mali destek
programına odaklanan, verilecek genel bilgilere ilaveten söz konusu programın
arka planının da irdeleneceği toplantılara ilişkin gündem, yer ve zaman bilgisi
aşağıda yer almaktadır. Program özelindeki bu toplantılar İstanbul Kalkınma Ajansının
Havaalanı Kavşağı EGS Business Park B2 Blok kat:16 Yeşilköy Bakırköy adresinde
bulunan ofisinde gerçekleştirilecektir. Katılım için aşağıdaki numaradan randevu alınması gerekmektedir.
Randevu irtibat
bilgileri:
Kişi: Atakan TİFTİK
Tel: 0212 468 34
00


9 Ocak 2015 Cuma
3 Ocak 2015 Cumartesi
BEĞENEREK TAKİP ETTİĞİM BİR İNSAN. AŞKIM TAN. ÜLKEMİZİN GURUR KAYNAĞIDIR KENDİSİ!!!
160 X 190
Yeni Türkiye Cumhuriyeti bana adını rahmetle andığım gazeteci – yazar Duygu Asena’nın Türk kadının bastırılmışlığını anlatan “Kadının Adı Yok” adlı romanını çağrıştırıyor bu günlerde… 1970’lerde yazılmış olmasına rağmen, içeriği bakımından günümüzde geçerliliğinin artmış olması ise daha üzücüdür. Neden mi? Bakınız hemen birkaç alıntı ile özetleyeyim size durumu: İlahiyatçı – yazar Ali Rıza Demircan’ın “sevişmek ibadettir” demesi, Sayın Cumhurbaşkanının yıllardır “en az üç çocuk”, son dönemde ise “doğum kontrol diye diye soyumuzu kuruttular” şeklindeki ifadesi, bu da yetmiyormuş gibi hazretlerinin çocuk siparişini de şu şekilde arttırması: “bir olur garip olur, iki olur rakip olur, üç olur denge olur, dört olur bereket olur, gerisi Allah Kerim..." Derken, Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun yılbaşı gecesi dünyaya gelen bir bebeği ziyarete gittiği hastanede “anneler, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamalıdır” cümlesini söyleyivermesidir bana kadının adının olmadığını düşündüren. Bu söylemlerin toplamının Türkçe meali şudur ki “eşler, yataktan çıkmasınlar” daha da pekiştirmek gerekirse, amiyane tabirle “kadının karnından sıpayı eksik etmeyeceksiniz!” anlamını taşımaktadır. Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın “tecavüze uğrayan doğursun gerekirse devlet bakar” söylemi ise cabası! Türkiye’nin dünya sıralamasında en kalabalık 16. ülke olmasına rağmen, demografik bilgilere göre Türkiye nüfusunun en önemli özelliklerinden biri genç olmasıdır. 0-14 yaş grubu nüfus, toplam nüfusun %24,58'ini oluşturmaktadır. Ancak bu oran 1965'den beri sürekli azalmakta olup Türkiye toplumu giderek yaşlanmaktadır. 0-14 yaş grubu 1965'te nüfusun %41,9'unu oluştururken 2013'e göre %24,58'ine karşılık gelmekte olduğu ise yadsınamayan gerçeklerden biridir. Ülke nüfusunu gençleştirme isteği elbette kabullenilir bir olgudur ancak kadının kontrolsüz doğuma itilerek adeta bir kuluçka makinesine döndürülmesi ise hiçbir mantığın kabul edebileceği bir durum değildir. Kaldı ki iki yıldan az aralıklarla yapılan doğumlar annenin vücut sağlığını önemli ölçüde bozmakta, gebelik sırasında riskleri artırmakta, hatta ara vermeden arka arkaya yapılan doğumlar anne ölümlerine neden olmaktadır. Ayrıca sık aralıklarla doğan çocukların anne karnında gelişmelerinin tam olmadığı (doğum ağırlığı düşük bebekler), sakatlık oranının yükseldiği, bakımlarının güçleştiği ve bebek ölümlerinin arttığı ise bilinen başka gerçeklerdir. “Genç nüfus” tanımlaması bu durumda eksik kalmaktadır. Bu tanımlama ancak “genç ve sağlıklı nüfus” olursa ülkeye yararı olabilir. Hükümet tarafından mahremiyete yönelen bu aşırı ihlaller, kişilerin özel yaşamlarını olumsuz etkilemekte “aidiyet” hissini baltalamaktadır. Neticede “yatak ve yatak odası” sadece ve sadece iki kişinin paylaştığı özel bir alandır ve kimse bu alana müdahale etme hakkını kendinde görmemelidir. Bu ülkede kadınlar yıllarca okuyup aile geçimlerini sağlamak ve çocuklarının da geleceği için çalışmak zorundadır. Buna karşın kadınlarımıza ne hakla “evde oturup, sadece 3-5 çocuk doğur” deniliyor? Bu, Sayın Cumhurbaşkanının “"Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir” ifadesinin tercümesi anlamını taşımıyor mu? Hiçbir kadın eğitim-öğretim ve çalışma hakkından yoksun bırakılmamalı ve çocuk doğurmanın “vatana hizmet” olacağı hikâyesi ile kandırılmamalıdır.
Aşkım TAN
03.01.2015
03.01.2015
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







